insan paranın sahtesini yaptığı gibi, para da insanın sahtesini yapıyor diyen,ankara siyasal mezunu bir adamdır efenim.adamdır evet.dolanbaclardan değil düz bi yoldan cıkılır adam oldugu sonucuna...

yürüyeceğiz bugün, mayınlı bir güzergâh boyunca:

uğur mumcu caddesinden geçip musa anter meydanına yöneleceğiz.

ahmet taner kışlalı merkezinin oradan hiram abas parkına döneceğiz.

metin göktepeyi öldürdükleri köşeden bahriye üçoku bombaladıkları eve doğru çıkacağız.

abdi ipekçi heykelini geçip hablemitoğlu çıkmazına gireceğiz.

gün sazak sokaktan, muammer aksoy bulvarına, oradan nihat erim sapağına, doğan öz mahallesine...

derken kendimizi hrant dink mezarlığında bulacağız.

işte budur bize miras, kanlı atlas...

"sıra hangimizde?" endişesiyle arşınlayacağız yollarını; içimiz tıpkı sen gibi; kâh köpük köpük umut, kâh katran karası hicran...

demiştir yazısında.korkmaktayımdır sıra can dündardamıdır acaba diye...
en son cıkardıgı kitap'ın adı "ben böyle veda etmeliyim" bu kitapta ismail cemin en son yazdıgı siiri okuyabılırsınız zaten kitap'ın adı da bu siirden gelmekte
son kitabını çekmecesinde bulunan resimlerden etkilenerek yazmıştır.. bu resimler gittiği cenaze törenlerinde yakasına taktığı kenarları siyah çerçeveli resimlerdir.. aralarında ugur mumca da vardır, hrant dink te.. bir gun bu resimlere bakıp, ismail cem in şiirini anımsayıp almıştır kalemini eline...
en sevdeğim yazılarından bir tanesi:

(alinti: aşık olmadan bir düşün

tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...

evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...

sokağa fırlayacaksın...

sokaklar da dar gelecek...

tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...

ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...

kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak

kadar küçüleceksin...

birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...

"önemli olan sağlık."

"yaşamak güzel."

"boş ver, her şey unutulur."

sen hiçbirini duymayacaksın...

göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...

ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında

ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...

hep ondan bahsetmek isteyeceksin...

"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını

kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın...

yalnız kalmak isteyeceksin...

hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

ikisi de yetmeyecek...

geçmişi düşüneceksin...

neredeyse dakika dakika...

ama kötüleri atlayarak...

onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...

gittiğin yerlere gitmek...

bu sana hiç iyi gelmeyecek...

ama bile bile yapacaksın...

biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...

aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için

direneceksin...

hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....

aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...

herkesi ona benzetip...

kimseyi onun yerine koyamayacaksın...

hiçbir şey oyalamayacak seni...

ilaçlara sığınacaksın...

birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.

sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...

bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...

boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...

uyumak zor, uyanmak kolay olacak...

sabahı iple çekeceksin...

bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...

ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...

ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...

belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin

nafile...

düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...

rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...

her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...

telefonun çalmasını bekleyeceksin...

aramayacağını bile bile...

her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...

ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...

yüreğin burkulacak...

canın yanacak...

bir daha sevmemeye yemin edeceksin...

hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...

onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...

defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret

edeceksin...

yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...

onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

ama bir umut...

onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...

bu umut seni gitmekten alıkoyacak...

gel gitler içinde yaşayacaksın...

buna yaşamak denirse...

razı mısın bütün bunlara...?

hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?

o halde aşık olabilirsin..!!)
kalemi ile hayatın görünmeyen yönlerini okurlarına göstererek hayatın aslında ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatan güncel ve geçmiş konuları herkezden farklı bir şekilde ele alan yazdıkları ile her kesimden insanı etkileyen türkiyenin önde gelen yazarlarındandır!!!!
ülkeyi bölmeye calısan dış güçler tarafından mustafa filmi çektirilmiş insandır.bu kadar da net konusurum.evet.aynen öyle.bu filmi can dündara cektirenler,dış güçlerdir.amaclarıda ülkemizi bölmektir ve can dündar da şerefsizin önde gidenidir...diye yazsam bazı kesimler cok sevinecektir.ama yazmam.değil cünkü.hoş,savcı beyler,yukarıda ki aptalca sebeplerden ötürü sorguluyorlar bu güzel insanı.evet evet.burası türkiye...
eşini aldatmıştır. gerisi boş. bir insan sevebilir. evliyken başkasını da sevebilir. ama o kadar seviyorsa ya önce eşinden ayrılır ya da ayrılmadığı müddetçe ona ihanet etmez. ediyorsa zaten güvenilirliğini sorgulamak gerek. kişi, yıllarını beraber geçirdiği eşini aldatıyorsa bu kişiden herşey beklenilebilir, en yakınını kandıran birine ben şahsen güvenemem. hala can dündar'ı seven, takdir eden varsa herkesin kendi tercihi diyorum. artık yazılarını okurken midem bulanıyor, hangilerini inanarak yazdı hangileri sahte? kim bilir?

(alinti: birini sevdim.

ve –suçsa bu- hesabını, vermem gereken tek kişiye, eşime verdim.)

demiş. suç olan sevmek değil ki, aldatmak. insanların lafı dolandırıp kendi istedikleri gibi çevirmelerine de hastayım.