okulumuz bilim uretiyor mu – ydü sözlük – kibris ta bir sözlükcük | artik haber daha yakin
ydü kurucu rektörü dr. suat günsel’in forbes dergisinin her yıl yayımladığı dünya’nın en zenginleri

listesine girmesi gerçekten takdir edilecek bir başarıdır. günsel’in yoktan var ettiği ve servetinin

bir bakıma kaynağı olan ydü’nün hızla gelişme kaydetmesi bizleri sevindirmektedir. ydü kampüsünün sadece

bizleri değil yabancıları da kendisine hayran bıraktığını sürekli olarak yazılı ve görsel basınımızdan

izlemekte ve gurur duymaktayız. günsel’in dünyanın sayılı zenginleri arasına girmesini sağlayan müthiş

işletme başarısını alkışlarken, akla ister istemez ydü’nün, ve diğer üniversitelerimizin, gerçek kuruluş

amaçları olan bilim üretme konusunda ayni başarıya sahip olup olmadıkları sorusu gelmektedir.



ydü’nün her türlü yazılı ve görsel basın organlarında da sürekli olarak bahsedildiği gibi, kampüs ve ,

binalar bakımından dünya standartlarını yakaladığı bir gerçektir. fakat öyle zannediyorum ki bizleri

ilgilendirmesi gereken esas konu üniversitenin kütüphanesinin büyüklüğü, kampüsünün genişliği, havuzunun

olimpik olup olmaması, ya da her sene mezun olan toplam öğrenci sayısı gibi konular değil, bir üniversi

tenin esas kuruluş maksadı olan bilim üretme konusunda bulunduğu nokta olmalıdır. bana gore bütün bu sa

ydığım özellikler, ancak üniversitenin bilim üretme konusunda da benzer bir ilerleme katdetmesi durumun

da bir anlam taşıyacaktır. yazılı ve görsel basınımzda ydü’den hemen hergun bahsedilmekte, üniversite

kampüsünü öven köşe yazıları yazılmakta, üniversitede gerçekleştirilen önemli veya önemsiz her türlü

etkinlik haber konusu yapılarak bu üniversitemiz sürekli olarak gündemde tutulmaktadır. fakat, nedense,

ne bu üniversitemizin ne de diğer üniversitelerimizin uluslararası seviyede önem taşıyan bilim üretme

konusunda ne yapıyor olduguna dair herhangi bir habere, veya bunu merak edip sorgulayan bir köşe yazıs

ına pek rastlanmamaktadır. bunun sebebi belki de, akademik çevrenin dışında kalan çoğunluğun üniversite

lerimizde konferanslar ve seminerler düzenlenmesinin, hatta arada sırada türkiye’den popüler bir kişinin

gelip konuşma yapmasının, üniversitelerimizde bilim adına birşeyler yapıldığının bir işareti olarak alg

ılamasıdır. üniversitelerimizde konferanslar, seminerler ve benzeri etkinlikler düzenleniyor olması elb

ette ki bilimsel faaliyetler kapsamındadır, her açıdan son derece faydalıdır ve takdirle karşılanmalıdır

. fakat bir üniversitede sürekli olarak seminer veya konferans düzenleniyor olması ne yazık ki mutlaka o

üniversitede bilim üretildiği, bilime bir katkı yapıldığı anlamına gelmemektedir.



dünya genelinde ne yazik ki üniversitelerin bilimsel üretkenlikleri ne kampüsleriyle, ne kütüphaneleriyle, ne de

düzenlenen seminer ve konferans sayısı ile ölçülmektedir. dünya genelinde kabul gören bilime katkı kriteri oldukça

açıktır: bir üniversitenin bilime katkısı, “uluslararası hakemli dergiler” diye tanımlanan, uluslararası akademik

çevrelerce tanınan, içerisinde yayımlanan makalelerin konularında uzman üst düzey akademisyenlerin hakemlik sürecin

den geçerek seçilmiş olduğu akademik dergilerde yayımladığı makaleler ve bu makalelere yapılan atıflarla değerlendi

rilmektedir. bu konuda dünya’daki en geçerli gösterge, science citation index (sci), social science citation index

(ssci) ve arts and humanities citation index (ahci) diye adlandırılan uluslararası üst düzey atıf indeksleri kapsam

ına giren uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanan bilimsel makale sayısıdır. özetle, hangi üniversite bu indeks

lerde yer alan akademik dergilerde yayımlanmaya kabul edilecek önemde ve düzeyde bilimsel araştırma üretebiliyorsa,

o üniversite bilim üretme, bilime katkı yapma konusunda o kadar başarılıdır diye kabul edilkmektedir. hatırlanacakt

ır ki, bir süre önce gündeme gelmiş olan, dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesi arasında türkiye’den hiçbir ünivers

te olmaması ile ilgili tartışmaların odak noktasını da bu konu oluşturuyordu.

dünya’nın önde gelen üniversiteleri tarafından üretilen ve söz konusu indekslerde yer alan bilimsel makale sayısı

yıllık olarak üniversite başına yüzlerle hatta binlerle ifade edilmektedir. bizim üniversitelerimizin de bilim üret

me konusunda ne durumda olduğunu değerlendirmek için bu indekslerde yer alan bilimsel makale sayılarını incelemek

gerekmektedir. ışimize daha çok gelebilecek çeşitli krıterlere gore değil, yök’ün de kabul ettiği ve dünya çapında

kabul gören bu kriterlere göre bir değerlendirme yapılmasının kimseyi rahatsız etmeyeceği varsayımıyla haraket edere

k üniversitelerimizin bilim üretme konusundaki performanslarını incelediğimiz zaman çıkan sonuç, daü’nun performansı

haricinde tam bir hayal kırıklığıdır. isi web of science verilerine gore, 2002-2007 arasında üniversite bazında

toplam yayın sayısı olarak daü’nün 338, laü’nun 11, ukü’nun 7, ydü ve gaü’nün ise 3’er bilimsel yayın ürettiği or

taya çıkmaktadır. bu rakamların yıl bazında değil, son 5 yılda üretilen toplam bilimsel makale sayısı olduğunun alt

ını çizmekte fayda görüyorum!

bu rakamları, mukayese yapabilmek açısından türkiye’deki üniversitelere ait rakamlarla kıyaslayacak olursak,

örneğin bilkent’in son beş yılda toplam 1,275 ve, yabanci dilde uluslararası eğitim verdiği iddiasında olmayan

kahramanmaraş sütçü ımam üniversitesi’nin dahi toplam 264 tane uluslararası bilimsel yayın üretebildiğini görüryo

ruz. eminim ki birçoğumuz rum kesimi’ne oranla ne durumda olduğumuzu da merak edecektir: ayni kriterler dahilinde

güney’de eğitim vermekte olan kıbrıs üniversitesi’nin son 5 yılda toplam 954, intercollege’in ise 14 bilimsel yayın üretmiş olduklarını görüyoruz. elbette ki daha sağlıklı bir fikir sahibi olmak açısından bu rakamların üniversitelerde görev alan toplam akademisyen sayısına bölünerek, akademisyen başına düşen yayın sayısı olarak değerlendirilmesi daha objektif bir yaklaşım olacaktır çünkü doğal olarak daha geniş bir akademik kadroya sahip bir üniversiteinin yayın sayısı daha fazla olacaktır. ama, ne yazık ki, bizim üniversitelerimize ait rakamlara bakıldığı zaman böyle bir işlem yapmaya gerek kalmaksızın durumumuz hakkında bir fikir sahibi olabilmekteyiz. bu rakamları, özellikle kurucu rektöru dünya zenginler sıralamasında yer alan ydü açısından değerlendirecek olursak, (ydü’nun doktora derecesine sahip akademisyen sayısının yaklaşık 350 civarı olduğunu varsayarak) akdemisyen başına yılda 0.002 uluslararası düzeyde bilimsel makale üretildiğini görürüz ki bu, dünya standartlarında bir kampüsü ve binaları olan üniversitenin, gerçek kuruluş amacı olan bilim üretme konusunda ayni standartların ne yazık ki çok uzağında olduğu

anlamina gelmektedir. 5 yılda söz konusu indeksler kapsamında, üniversite olarak uluslararası standartta sadece 3

bilimsel makale üretilmesi hangi orana, hangi kritere, ve hangi mantığa gore değerlendirirsek değerlendirelim üniv

ersitenin bilim üretme konusunda beklentileri karşılamaktan uzak olduğu sonucunu ne yazık ki değiştirmemektedir.



üniversitelerimizi dünyanın gelişmis ülkelerindeki üniversitelerle kıyaslamamızın (ki hedefimiz zaten bu değil

midir?) çeşitli sebeplerden dolayı (örneğin akademisyenlere verilen ders yükü, akademisyen başına düşen öğrenci

sayısı, akademisyenlere sağlanan çalışma şartları vs.) adil olmadığını düşünerek durumumuzu türkiye’deki üniversit

elerle kıyasladığımız zaman da ortaya çıkan sonuç ne yazık ki pek iç açıcı değildir. eğer amaç türkiye’deki birkaç

üniversiteyi geride bırakabilmek ise kendimizi nispeten başarılı saymamız mümkündür. evet, birkaç üniversiteyi bili

m üretebilme açısindan geride bırakmış durumdayız ve kastamonu üniversitesi, uşak üniversitesi ve rize üniversites

i gibi 5 yılda toplam 2-3 uluslararası standartta bilimsel yayın üretebilmiş birkaç üniversite ile rekabet edebilir

durumdayız! bu üniversitelerdeki akademisyenlere sağlanan imkanların bize oranla daha iyi olmadığını ve bu ünivers

itelerin ıngilizce dilinde uluslararası eğitim verme gibi bir iddialarının olmadığını da hatırlatarak yorumu üniver

sitelerimizin yöneticilerine bırakıyorum.

dünya’nın en az gelişmis, en yoksul birkaç ülkesindeki birkaç üniversitenin de ayni kriterlere gore bilimsel yayın

sayısına bir göz atmanın durumu daha geniş bir perspektiften değerlendirmemize yardımcı olacağı inancındayım. 2002-

2007 yılları arasında yukarıda bahsettiğim indeksler kapsamında toplam olarak zambiya’daki zambiya üniversitesi

239, eritre’deki asmara üniversitesi 96, etiyopya’daki debub üniversitesi 53, ve somali’deki somali ulusal ünivers

itesi ise 15 bilimsel yayın üretebilmişlerdir. bu üniversitelerin sahip oldukları imkanları veya akademisyenlerine

sağladıkları şartları tam olarak bilmek elbette ki mümkün değildir. ancak, bu ülkelerden herhangi bir kişinin forbes

zenginler listesinde bulunmadığı dikkat çekici bir ayrıntıdır!

şu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz ki, bizim üniversitelerimizde kullanılan eğitim dili, dünya’daki akademik

çevrelerde geçerli tek dil olan ıngilizce’dir. bu, bize uluslararası standartta bilimsel makale üretme ve bunları

uluslararası hakemli dergilerde yayımlama konusunda gerek türkiye’deki, gerekse dünya’daki birçok üniversiteye

karşı büyük bir avantaj sağlamaktadır. bizim bu avantajımızı bilimsel yayın üretme konusunda hiçbir şekilde

kullanamadığımız açikça ortadadır. türkçe dilinde eğitim vermekte olan ve muhtemelen akademisyenlerinin bir

bölümünün ıngilizce bilmediği kahramanmaraş sütçü ımam üniversitesi’nin daü haricinde geriye kalan üniversitelerimiz

in üretmiş olduğu uluslararası bilimsel yayın sayısının toplamından yaklaşık 10 kat daha fazla ıngilizce bilimsel

yayın üretebilmesi oldukça düşündürücüdür. konuya aşina olmayanlar için şunu da belirtmekte fayda görüyorum:

uluslararası bilimsel yayın üretme konusunda ambargo bahanesine sığınmak kesinlikle mümkün değildir. bilimsel

alışmaların söz konusu indekslerde taranan dergilerde yayımlanmasında herhangi bir politik faktörün rol oynaması

söz konusu olamayacağı gibi, rumlar’ın bunu engellemesi de kesinlikle mümkün değildir.



ortada bilimsel üretkenlik konusunda dunya standartlarının bu kadar gerisinde olduğumuz gerçeği dururken,

enerjimizi kuru gürültü üretmek yerine, üniversitelerimizde dünya standartlarında bilim üretilememesinin

nedenlerini sorgulamak ıçin kullanmalı ve bilim konusunda dünya’da söz sahibi olabilmemiz için ne gibi stratejilerin

uygulanması gerektiğini tartışmalıyız. bizim gibi çeşitli ambargolarla mücadele etmekte olan ve dünya’da tanınma

çabasında olan bir ülkenin elindeki belki de tek araç olan üniversiteleri bilim üretmek için kullanarak

uluslararası arenada kendisnden söz ettirememesi, hatta böyle bir stratejisinin dahi olmaması çok üzücüdür.

kendisini bilim üretme konusunda kanıtlamiş bir ülke olmamız halinde hiçbir ülke tarafından resmi olarak tanınmasak

dahi en azından tüm dünya tarafından saygı ve takdirle karşılanan ve adından söz ettiren bir ülke olacağımız

kesindir. elimizde kendimizi dünya’ya en etkili ve en yadsınamaz şekilde ıspatlayabileceğimiz yegane şeyin bilim

olduğunu unutmamalıyız. bilim üretebildiğimiz sürece kimse ne üniversitelerimizin ne de ülkemizin varlığını inkar

edemeyecektir.
okulumuz bilgi işlemle ve mühendislik fakültesi hocalarıyla ortak bir çalışma sonucu bir program geliştirmiştir.program dil çeviriyor.mesela siz ingiltereyle türkçe konuşuyorsunuz onu ingilizceye çeviriyor.yada başka bir dile çeviri gittiği anda monitor ekranından size gittiğine dair onay geliyor.okulumuzdaki gelişmelerden haberdar olmak çok kolay sempozyumlara katılarak bu bilgilere sahip olabilirsiniz