eylül gibi gelinmişse sıcağı heryerinizde hissedersiniz, ilkten belki insanin hoşuna gider fakat, 1hafta sonra bu ne lan dedirtebilir insana. erken geldiyseniz okulda in cin top oynamaktadir, kimse yoktur, çarşıya servis azdir, okulda sizin gibi üç beş ögrenci vardir, konusursunuz anlamsizca, tek ortak yaniniz ayni vakitlerde ayni yerde olmanizdir, muhtemelen kafaniz daginiktir, ne olucak, ne yapıcam düşüncesi insanin içine edebilir. akıl başa gelir, -verilen karara itaat etmeliyim- dusuncesini yakalarsaniz iyisinizdir, okulu dolasirsiniz, kutuphane kutuphane dedikleri yere gidersiniz, harbiden de kütüphanedir, o sıcakta muhtemelen begenirsiniz o hafif serin mekani, fakat okul henüz tam acilmadigi icin 24saat acik degildir. kimseyi tanimiyorsaniz içinizde kabaran bir özlem duygusu hissedersiniz, aramak istersiniz arkadaşlarınızı, ailenizi, bir telefon karti alirsiniz, konusursunuz, içiniz muhtemelen bir nebze de olsa rahatlar. okul yurdunda kalıyorsanız, (ki farketmez hangi yurt olacagi o vakitlerde genelde bütün yurtlar boştur) bosluk caninizi sıkar, bilemessiniz yurt dolu olsa daha kötü olacak, ama bilemessiniz işte. okulu iyice ögrenirsiniz, nergiz ten yavas yavas sogursunuz, sehir marketlerini ögrenirsiniz, ucuz olan muzu alıp doya doya yersiniz. laptobunuz yoksa (kesinlikle olsun) sıkıntıdan patlama noktasina gelirsiniz, paso uyursunuz. okul açılsın diye deli olursunuz, yapacak bir şeyiniz kalmamistir, lefkosa yi ögrenmisinizdir, ögrenilebilecek herseyi kapmisinizdir, okul yemekhanesine yazilmadiysaniz, yemek yapmaya, ögrenmeye calisirsiniz. makarna muhtemelen yapmayi bildiginiz en iyi yemektir, 2-3 gun bu sekilde gider fakat, biraz düsünürseniz, bu yemekten cabuk sıkılacaginizi anlarsiniz, düsünmesseniz, 2hafta kadar makarna yersiniz sonra 1ay kadar makarna lafini duymak bile istemezsiniz. akıllı olursaniz, başka basit şeyler denersiniz, bıkmazsınız makarna dan da, her seferinde -ulan ne güzel yemek- diyerek yiyebilirsiniz. sonra dersler baslar, yine ilk hafta kimse olmaz, ama hocanizi görürsünüz en azindan, gelen 3-5 insanla tanisirsiniz, sizden pek farki olmayan cocuklardir onlar da. kafayi bozup -bu ne bicim yer- gibi seyler düsünürseniz, gecireceginiz en az 4yıl size zehir olur, mantikli olup gercekci davranirsaniz, size o kadar da kötü gelmez. en azindan kötü hissetmezsiniz. ikinci hafta mutlu olabilirsiniz, cünkü yeni gelenler sizin 2-3 hafta önceki halinizdir, rahat degillerdir, tek sanslari, cevrelerinde daha cok insan vardir, soru sorup ögrenebilecekleri insanlar vardir. o an az da olsun gülümseyebilirsiniz, içinizden -heheh sunlara bak- diye geçirebilirsiniz, yasadiklarini biliyorsunuzdur. rahatliginiz yüzünüze yansimistir ki size gelen -sen sınıfta mı kaldın- yada -kıbrıslı mısın- gibi bir soru ile karsilasirsiniz. gerisi zaten bitmistir artik. baslamistir maraton.

oeh

(u: based on a true story)